7/24 PSIKOLOJIK DANIŞMANLIK 05057675885-05333738123-02163476003

İletişim ve Randevu Telefonlarımız

Posted by: pedegog on: 15 Jun 2009

YEDİ-YİRMİDÖRT PSIKOLOJIK-PEDAGOJIK DANIŞMANLIK,KİŞİSEL GELİŞİM ve EĞİTİM HİZMETLERİ
Rıhtım cad. Tayyareci Sami sok. Çamkök İşhanı No:8 , Sahilde Kızılay ve Saray Muhallebicisinin arka paralel sokağı,en üst kat, KADIKÖY
Telefon:05057675885 – 05333738123 – 02163476003

Pedagog Aykut Akova ile kurumumuzun ilgisi yoktur.

Posted by: pedegog on: 30 May 2009

Kendisi kurumumuzda çalışmamaktadır.

Sınav Kaygısı Ders Çalışmayı Engelliyor

Posted by: pedegog on: 20 May 2009

Sınav Kaygısı Ders Çalışmayı Engelliyor
Ders çalışamamak, sınavlara hazırlanan öğrencilerin en büyük sıkıntılarından. Anne-babalar ders çalışamayan çocuklarına, tembellikten dershane ücretinin pahalılığına uzanan bir dizi nutuk atabilir. Her ne kadar haklı olsalar da sorunu “söylenme ve azarla” çözmek mümkün değildir.

Çocuk sertçe kapadığı kapıya sırtını dayadı ve öylece biraz bekledi. Salondaki annesinin sesi, kapalı kapıya rağmen odaya en ince ayrıntısına kadar ulaşıyordu. Elleriyle kulağını kapattı ve başını birkaç kez kapıya vurdu. Ama nafile, onun sorumsuzluğundan, tembelliğinden başlayıp dershane ücretinin ne kadar pahalı olduğuyla devam eden ve asla sonu gelmeyecek olan bir nutuk yine başlamıştı işte!

ÖSS, ÖSS… Nereye baksa, ne yapsa bir türlü zihninden uzaklaştıramıyordu her yerde ve her an ÖSS karşısında idi. Allah’ım neydi bu sınavlardan çektiği, önce OKS şimdi ise sınavların en korkunç olanı ÖSS. Derin bir of çekti, içi öfke ve sıkıntı ile doluydu. Aslında öylesine huzursuz ve öylesine mutsuzdu ki. Kafasını kapıya bu kez biraz daha sertçe vurdu, öfkeliydi hem de herkese karşı öfkeliydi. Annesinin sonu gelmez nasihatlerine, babasının imalı bakışlarına, sesi tehdit kokan matematik öğretmenine, gireceği sınava, geçen sene girip çok da iyi bir puan almış olan teyzesinin kızına… Ama en çok kendine öfkeliydi, en çok kendine… O da biliyordu çalışması gerektiğini ama, ama olmuyordu işte.

Evet çalışmalıydı, hem de bir an önce ve var gücüyle çalışmalıydı. Son zamanlarda doğru dürüst çalışamıyordu ve derslerinde çok geri kalmıştı. Ah! Aslında annesi-babası söylenmekte, nasihat etmekte öylesine haklıydı ki. Ama işte sanki çok güçlü bir el onu masaya oturmaktan alıkoyuyordu. Ne zaman çalışmaya niyetlense o güçlü el buna izin vermiyordu.

Ama kararlı idi, sınav çok yaklaşmıştı ve bugün mutlaka çalışacaktı. Kendini zorlayarak masaya oturdu. Ders notları ve kitaplarından oluşan yığın masanın üzerinde irice bir tepeyi andırıyordu. Zorla da olsa işte masaya oturmayı başarmıştı. Fizik kitabını açtı ve sıkıntı ile çalışmaya başladı. 5-6 dakika sonra gözü saate ilişti. Eyvah, en çok keyif aldığı dizinin vakti gelmişti. Şöyle bir düşündü. Şayet o diziyi izlerse, içindeki sıkıntı geçecekti ve sonrasında çok daha iyi çalışabilecekti. Evet bu, mantıklı bir karardı. Diziyi keyifle izleyecek ve sonrasında hakkını vererek çalışacaktı.

Annesinin huzursuz bakışları altında televizyonun karşısına geçti. Ama aslında hiç de arzu ettiği gibi keyifli ve huzurlu bir şekilde seyredemedi diziyi. Sürekli bir tedirginlik hali vardı üzerinde. Diziden sonra annesine tekrarlatmadan odasına girdi, masaya oturdu. Biraz notları ve kitapları düzenledi, oyalandı. Saate gözü ilişti. Aslında saat biraz ilerlemişti ve kendisi yorgundu. Hani önce temiz bir uyku çekse iyice bir dinlense ve sonra sabah erkenden kalksa, çalışması şüphesiz daha verimli olurdu. Evet doğrusu bu da mantıklı bir karardı. Ve sabah erkenden kalkabilmek için yattı, ama tabii ki sabah da çalışamadı. Çünkü onu bekleyen ve çalışmasına engel olacak başka mantıklı kararlar vardı.

Sınav kaygısının en önemli davranışsal belirtilerinden birisi öğrencinin ders çalışmaktan, okuldan, sınavdan kaçması ve çalışmayı sürekli ertelemesidir. Öğrencilerimizin bir kısmı ders çalışma alışkanlığı ve sorumluluğu olmadığı için çalışmazken diğer bir kısmı ise sınav kaygısı nedeniyle istedikleri halde ders çalışamaz.

Ailelere öneriler
ÇOCUĞUN üzerindeki stres faktörlerini de hesaba katarak, psikolojisini yakın takibe alın. (Uykusunu alabiliyor mu, iştahında olağan dışı bir artma ya da azalma var mı vb.)

SINAV konusunda kendi tutum ve davranışlarınızı kontrol altına alın. Çoğu zaman evdeki kaygının kaynağının, sınav konusunu aşırı abartmış bir anne veya baba olduğunu unutmayın.

ÖĞRENCİLERİN ders aralarında sağlıklı dinlenmesini, molalarda gerçekten rahatlamasını sağlayın.

HER zaman yanında olduğunuzu ve ona olan sevginizin sınav sonucuyla ilişkili olmadığını hissettirin.

SINAV sürecini çocuğunuzla yakınlaşmak için bir fırsata çevirin. Hayatı ve zorlukları öğrenmesi açısından bu dönemin aslında onun için iyi bir tecrübe olduğunu bilin.

DERS çalışma zamanı dışında, bu yoğun tempoya rağmen kendisine vakit ayırmasını ve faydalı bir hobiyle uğraşmasını sağlayın.

DERSLERİNE engel olabilecek çocukça isteklerini onu incitmeden akıllıca sınırlayarak erteleyin.

BİR anne-baba olarak çocuğun sınav sonuçlarını değil, harcadığı emeği takdir edin.

ÖĞRENCİNİN başarı durumunu asla başkaları ile kıyaslamayın.

Öfke kontrolü ve Yönetimi

Posted by: pedegog on: 20 May 2009

Öfke aslında normal ve sağlıklı bir duygudur. Ama kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüştüğünde, okul ya da iş hayatınızda, kişisel ilişkilerinizde sorunlara yol açar. Öfke çok çeşitli olaylar sonucu ortaya çıkabileceği gibi doğal afetler gibi hiç beklenmeyen bir anda gelip hayatı alt üst eden ve istenmeyen değişikliklere sürüklenme durumlarında da sıkça ortaya çıkar.

√ Öfkenin ifadesi : Öfke sadece insanlarda varolan bir duygu değil, her canlı organizmanın tehdit karşısında olaylara gösterdiği doğal bir tepkidir. Afetler de genellikle beklenmeyen olaylar oldukları için insanın varoluşunu tehdit eder. Sağduyumuz, öfke duygumuzu nereye kadar götüreceğimiz konusunda önümüze sınırlar koymaktadır.

Ancak afetler sırasında yaşanan panik ve şok karşısında herşey karmakarışık olabilir. En başta artık hayatımız karmakarışık olmuştur. Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanırız. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir

Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar içinde en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için, istediklerimizin ne olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşımızdakini incitmeyecek bir şekilde aktarmalıyız.

İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazan işe yarasa da sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir.

Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar (ülserler, allerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçeneğinizdir. Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsinz.

√ Öfkenin Yönetimi :Öfke yönetimi tekniklerinin amacı, kızgınlığın ve öfkenin yol açtığı duygusal ve bedensel tepkileri azaltabilmektir. Siz de kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları değiştiremezsiniz.

Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da olaylar karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir. Eğer zaman zaman kontrolü kaybettiğiniz oluyorsa ya da kaybedeceğinizden korkuyorsanız, bir psikologtan yardım isteyebilirsiniz. √ Öfkemizi boşaltmak iyi midir?
Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun boşaltılması nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiç bir yararı olmadığını göstermektedir.

Onun için en iyisi, öfkenizi neyin başlattığını bulmak ve kendinizi öfkeyle kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabilme yollarını öğrenmektir. Örneğin, asıl kaygı duyduğunuz şey, kendinizi güvencede hissetmeme iken, bambaşka bir şeye bağırıp çağırabilirsiniz.

√ Hangi Yöntemler Öfkenizin Taşmasını Önler?
Gevşeme: Derin derin nefes alın, sakinleştirici durum ve manzaraları zihnimizde hayal ederek canlandırmaya çalışın .Bu sakinleşmemize yardımcı olur.

√ Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır:
Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir. Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar Gevşe! ya da Sakin ol! diyerek telkinde bulunun.

Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Geçmişte çok sakin olduğunuz bir yeri hatırlayın.
Bu teknikleri hergün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.

√ Düşünceleri Değiştirme :Öfkeli insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler. Kızgın olduğumuz zaman genellikle, olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılarız. Bu tür düşünce biçimlerinizi farkedin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin.

Örneğin kendi kendinize, Eyvah, herşey mahvoldu! gibi bir şeyler söylemek yerine, Dünyanın sonu değil ve buna şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış hale getirmeyecek. diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Öfkenizin hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, asla ya da her zaman gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. Hiç bir şey asla düzelmeyecek ya da Her zaman haksızlığa uğrayan ben olurum. gibi cümleler oldukça hatalıdır. Öfke duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koyduğunuz için problemin çözümüne de katkıda bulunmaz.

Mantık öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Kendinize Tüm dünyanın size kazık atmaya çalışmadığını hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş ve çıkışlarından bazılarını yaşadığınızı düşünün. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu daha dengeli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır.

Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler, diğer deyişle kendilerine hak görürler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, vb. için de böyle. Herkesin bu değerlere ihtiyacı vardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın ve öfkeli insanlar, bunları talep ederler.

Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları engellenme duygusuna, o da öfkeye döner.. Bu insanlar, düşünceleri üzerinde çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu talepkàr özelliklerinin farkına varmalı ve beklentileri ni, arzular a dönüştürmelidirler. Diğer deyişle, istediği herhangi bir şey için, Bana verilmeli ya da Benim olmalı demek yerine, Bana verilmesini isterdim. diye düşünmenin daha sağlıklı olduğunu görmelidirler.

√ Problemi çözme :Bazen öfke duygularımız yaşamımızdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Kızgınlık duyguları böyle zamanlarda bu zorluklar karşısında yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları araştırılabilir.

Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm için uğraşmak yerine, yapılacak en iyi şey sorunla yüzleşmektir. Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama, yanıtları hemen bulamıyor, sonuca hemen ulaşamıyorsanız, kendinizi cezalandırmayın.

√ Daha iyi iletişim :Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönünde davranma eğilimindedirler. Bu yargılar da bazen çok gerçek dışı olabilmektedir. Eğer çok elektrikli bir tartışma içine girdiyseniz, ilk yapacağınız şey ;

Yavaşlayıp gösterdiğiniz tepkileri gözlemek olmalıdır. Aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, yavaşlayın ve asıl söylemek istediğinizi düşünün. Aynı anda karşınızdakinin de söylediklerini duymaya ve anlamaya çalışın. Hemen cevap vermeyin.

Öfkenizin altında ne yattığını da anlamaya çalışın. İnsanın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi doğaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerine söylenenlerin altında yatanı bulmaya, asıl söylenmek isteneni dinlemeye çalışın.

Ya da belki o ortamdan biraz uzaklaşıp rahatlamak isteyebilirsiniz. Ama kendinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin. Sükúnetinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir felakete dönüşmesini engelleyecektir.

√ Mizah kullanın :Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunluğunun azalmasına yardımcı olabilir. Herşeyden önce daha dengeli bir bakış açısı sağlar. Birine öfkelenip de belli sıfatlarla etiketler takmaya başladığınızda, bir an durun ve o insanın gerçekten o şey ya da öyle olduğunu düşünün. Bu sahneyi gözünüzün önüne getirin.

Örneğin birine, muşmula ya da odun kafalı gibi sıfatlarla saldırdığınızda, o kişiyi gerçekten bir muşmulaymış ya da odundan bir kafası varmış gibi hayal edin ve gündelik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin.

Eğer karşınızdaki insanı benzettiğiniz şeyin ne olduğunu düşünerek kafanızda gerçekten öyleymiş gibi bir resim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasında yaşanılan duygularla, öfkenin birarada bulunması mümkün değildir.

Öfkesi çok yoğun olan kişinin davranışlarının altındaki temel mesaj, Her şey benim istediğim gibi olmalı! dır. Öfkeli insanlar kendilerinin ahlaken haklı ve doğru olduklarına inanırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan her türlü olay/durum, onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Kendilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini düşünürler. Belki başka insanlar sıkıntı çekebilirler ama onlar değil!

Kendinizde de buna benzer bir duyguyu yakalarsanız, kendinizi tüm caddelerin, dükkanların, resmi dairelerin sahibi olan bir tanrı ya da tanrıça gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünüzde eğildiğini, eteğinizi öptüğünü düşünün. Bu hayali görüntülere ne kadar ayrıntı koyarsanız, ne kadar talepkàr olduğunuzu ve ne kadar mantık dışı davrandığınızı o kadar iyi anlayacaksınız. Ayrıca durum ve olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğunu da farkedeceksiniz.

Mizah kullanırken iki noktada çok dikkatli olmak gerekir.
√ Öncelikle mizah kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisiniz.
√ İkincisi de mizah kullanayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizaha başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlıksız öfke ifadesinin bir başka yoludur.

√ Çevrenizi değiştirmek: Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan şeylerin yakın çevremizde olduğunu farkederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz.

Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir anne, eve geldiğinde kendisine ayıracağı bir 15 dakikalık süre olursa, çocuklarının isteklerine, parlamadan daha iyi yanıt verebilir.

♥ Kendinizi rahatlatabilmek için birkaç ipucu daha
√ Zamanlama: Eğer sevdiğiniz kişiyle belli konuları belli saatlerde konuşuyorsanız ve bu konuşmalar da hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz oluyorsunuzdur ya da bu sadece bir alışkanlık haline gelmiştir.

√ Kaçınma: Eğer çocuğunuzun odasındaki dağınıklık odanın önünden her geçişte kafanızın tasını attırıyorsa , kapıyı kapatın. Sizi öfkelendiren şeylere bakmaktan kendinizi alıkoyun. Ama, öfkelenmemem için çocuğumun odasını temiz tutması gerekir. demeyin. Konu şu anda bu değil. Konu kendinizi olabildiğince sakin tutabilmektir.

√ Alternatifler bulun: Bazı olaylar sizi öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi bir iş edinin ve uygun yollar araştırın.

√ Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz?
• Eğer öfkenizin, kontrolünüz dışına çıktığını düşünüyorsanız, ev ve iş hayatınızın önemli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikoloğun danışmanlığına başvurabilirsiniz.

• Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelendirecek olaylar olacaktır.

• Yaşam her zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla ve diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır.

• Bunu değiştiremezsiniz. Ama bu olayların sizi etkileme biçimini değiştirebilirsiniz. Kızgınlık ve öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz.

Özel Çocuklar için İbretli bir Öykü

Posted by: pedegog on: 18 May 2009

Aynı kararı siz verir miydiniz? Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: ‘Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gereken şeyler nerede?’ Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar. Baba devam etti. ‘Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.’ Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı: Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler. Shay sordu, ‘Acaba oynamama izin verirler mi?’ Shay’in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu. Shay’in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birşey beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra ‘Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım’ dedi. Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay’in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Dokuzuncu turun sonunda Shay’in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay’e gelmişti. Bu noktada Shay’in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay’e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu. Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay’e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay’e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay’e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu. Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay’i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti. Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı. Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, ‘Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!’ Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü. Herkes bağırmaya devam etti, ‘İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş’ Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı … takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı. Herkes bağırıyordu, ‘Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay’ Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, ‘Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!’ Shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağa kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, ‘Shay, hepsini koş! Hepsini koş!’ Shay hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı. ‘O gün’, dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek, ‘iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar’. Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

İletişim ve Randevu

Posted by: pedegog on: 13 May 2009

YEDİ-YİRMİDÖRT  PSIKOLOJIK-PEDAGOJIK DANIŞMANLIK, KİŞİSEL GELİŞİM ve EĞİTİM HİZMETLERİ
Rıhtım cad. KADIKÖY -Assoc. Prof. Dr. Ekrem Çulfa
Telefonlarımız: 05057675885 – 05333738123 – 02163476003
www.ekremculfa.com  MSN: ekremculfa@hotmail.com

Korkularla Başetme Yolları

Posted by: pedegog on: 13 May 2009

Korku, kişinin zarardan korunmasını, olumsuz hadiselere karşı hazırlıklı olmasını sağlayan bir duygudur. Korku doğal bir tepkiyken, bazen bu duygular yersiz endişelere ve dolayısıyla fobiye dönüşür.

Siz de korktuğunuz şeyle karşılaşmaktan ısrarla kaçınan, karşılaşınca da sıcak basması, şiddetli çarpıntı, el ayak titremesi, mide bulantısı, hatta bayılmaya varıncaya kadar aşırı tepkiler gösteren bir kişi misiniz? Korkularınız hayatınızı kâbusa mı çeviriyor? Panik yapmayın; aşırı korkularla başa çıkmak mümkün. Bunun için korkunun bir problem olduğunu kabul etmeniz ve çözüm bulmayı gerçekten istemeniz gerekiyor.

Korkular fobi haline dönünce kişinin hayatını kısıtlamaya başlar. Hatta aşırı durumlarda kişi sokağa çıkamayacak, tek başına bir yerde kalamayacak, bazı yerlerden geçemeyecek hale gelir. Bu da yakın çevresindekileri sıkıntıya sokar, sosyal ya da mesleki açıdan problemlere yol açar. Hatta fobiler kimi insanların rüyalarına bile yansıyabilir.

Korkularin KAYNAĞI NEDİR?

Fobilerin çeşitli sebepleri bulunuyor. Çocuklukta güven duygusunun yeteri kadar gelişmemiş olması (aşırı ilgi veya sevgi eksikliği) ve strese karşı dayanıksızlık başta gelen sebep. Bazen korkular günlük hayattaki stresin yansıtılma biçimidir. Yine aşırı stres, depresyon, kaygı bozukluğu veya şiddetli korku bir şeyden sürekli korkmaya yol açabilir. Fobi haline gelecek korkular ilk zamanlarda üzerine gidilirse büyümemiş olur.

Fobİler tedavİ edİlmelİ mİdİr?

Başa çıkılamayacak kadar şiddetli olan fobiler hastalıktır ve tedavi edilmelidir. Şiddetli fobilerin temelindeki nedenler kişinin bilmediği veya şuur altına atılmış şeyler olduğu için profesyonel destek olmadan başa çıkılamayabilir. Uzun süre devam eden fobiler kişinin rahatlamak için uygun olmayan çözümlere başvurmasına, alkol, uyuşturucu gibi bağımlılıklara da yol açabilir. Fobiler sorunun çeşidine göre ilaç, psikoterapiler ve gerekirse hipnoz vb. ile tedavi edilmektedir.

SIK RASTLANAN Fobı ÇEŞİTLERİ

Hayvan korkusu (böcek, kedi köpek, kuş, yılan vb.).

Doğal felaketlerden, afet durumlarından korkma (deprem, karanlık, şimşek, gök gürültüsü).

Klostrofobi (kapalı yer korkusu).

Agorafobi (açık alan korkusu).

Acı ve ağrı verecek durumlardan, kandan vs. korkma.

Tehlike verici olduğu düşünülen durumlardan kaçınma; uçağa binme korkusu, asansör korkusu vb.

Korkularla başa çıkmanın yolları

Üzerine gitmeye karar verdiğinde kişinin, korkusunun şiddetini şu açılardan incelemesi yararlıdır:

DÜŞÜNÜRKEN rahatsız olunuyor mu, iğrenme duygusu ortaya çıkıyor mu?

KORKULAN şey sık sık aklına geliyor veya rüyasına giriyor mu?

KORKTUĞU şeyi düşündüğünde onunla ilgili bir olay veya olaylar aklına geliyor mu?

KORKTUĞU şey hakkında düşünmek veya konuşmaktan kaçıyor mu?

KORKTUĞU şeyi düşündüğünde kan çekilmesi, kalbin hızlı çarpması, soğuk sıcak basması gibi fizyolojik belirtiler ortaya çıkıyor mu?

KORKUYA eşlik eden duyguları ve bedendeki yansımaları tanımak, korkunun şiddetini belirlemek yanında kontrol altına da alınmasını kolaylaştırır.

KİŞİ stresle başa çıkarken doğal ihtiyaçlar karşılanmalıdır: (Yeterli uyku, dengeli beslenme, doğru nefes alma, bol su içme, yürüyüş, spor), birikimlerin boşalmasını, toksinlerin atılmasını sağlar. Bu da fobilerde etkili olan biyokimyasal bozukluğun düzelmesine yardımcı olur.

KORKUYA yol açan bir olay varsa bunun bilinmesi çözümü kolaylaştırır. Bir daha aynı olayın yaşanmayacağını düşünmek, mesela köpek tarafından ısırıldıktan sonra köpek korkusu olan kişinin her köpeğin kendisini ısıran köpek gibi olmayacağını düşünmesi yararlıdır.

HASTALANMA sakat kalma, ölüm gibi temeldeki korkular çözümlenmeden asıl korkudan kurtulmak mümkün değildir. Hastalık ve ölüm korkusu bazen çocukluktaki yanlış dini eğitime bağlı olarak günahlardan dolayı ağır şekilde cezalandırılma korkusundan da kaynaklanır.

KORKULAN şeyin üzerine kademeli olarak gidilmelidir. Mesela asansöre binme korkusu olan kişinin ilk seferde 11. kata kadar çıkmak yerine önce birinci kata sonra ikinci kata çıkarak ayrı zamanlarda artırarak, devam etmesi yararlı olur.

Kaynak: www.ekremculfa.com www.zaman.com.tr

0-3 Yaş Bebeklerin Zeka Gelişimi

Posted by: pedegog on: 13 May 2009

Değerli Anne ve Babalar,
Bebekleriniz milyarlarca beyin hücresi ile doğar. Doğumdan üç yaşına kadar bu hücreler arasında trilyonlarca bağlantı oluşur.
3 yaşına kadar kullanılmayan beyin hücreleri ölür.
Çocuklarımızın iyi bir geleceğe sahip olması için; anne babalar olarak elimizden geleni yaparız. 3 yaşından sonra yuvaya ve anaokuluna göndermeyi planlar, her türlü maddi desteği sağlamak için gece gündüz çalışırız. Aslında yaptığımız sadece 3 yaşından sonra elimizde kalanlar için çaba sarfetmektir.
Bebeklerimizin kaderini değiştirmek bizim elimizde ve aslında çok kolay !
Yarınlarımızı bıraktığımız çocuklarımızın gelişimi için 0-3 yaş arasında onları destekleyin. !
Mümkün olduğunca çok sayıda beyin hücresi kurtarın ! !

PSİKOLOJİK VE PEDAGOJİK OLARAK, ÇOCUKLARI  KÖTÜ EĞİTMENİN YOLLARI
Çocuğun Duygusal Dünyası
1-Çesaretsiz ve güvensiz çocuk yetiştirmenin yolları
–Çocuklarınızdan her şeyin en mükemmelini yapmalarını isteyin.
-Yaptıkları her işte mutlaka bir hata bulun ve bir daha hata yapması için uyarın.
-Onları başarılı komşu ya da akraba çocukları ile kıyaslayın.
-Herkesin önünde hatalarını yüzüne vurun,utandırın.
-Çabalarını küçümseyin.

Her yaptığına bir hata bulun!’

Daniel, ilgili bir anneye sahip olmasına rağmen, babası ile bir türlü sağlıklı bir ilişki sürdüremiyordu. Ne zaman okulda bir sorun olsa ya da sevindirici bir haber gelse hemen annesine koşuyor, onunla her şeyi paylaşıyordu.

Yine bir gün okul öğretmeninin verdiği resim ödevini odasında yapıp annesine göstermek için mutfağa geldi. Babası elinde kahvesi akşam haberlerini izliyordu.

Babası resmi görür görmez alaylı bir gülme ile:

‘bu da ne daniel, hiç boynuna tasma takılı bir tavuk gördün mü? Tasma köpeklere takılır oğlum’ dedi. Daniel kendisini savunmadı, öylece kaldı. Tavuğa tasma takılmayacağımı o da biliyordu. Hâlbuki tavuğa tasmayı resmin öbür ucundaki yaramaz çocuk takmıştı.

2.Beceriksiz ve pısırık çocuk yetiştirmenin yolları

 Yemeğini siz yedirin, elbisesini, ayakkabılarını siz giydirin.

 Kendi baslarına iş yapmasına izin vermeyin.

 Sizin yardımınız olmadan bir iş beceremeyeceğini söyleyin.

‘Fiziksel şiddetle/dayakla korkutun.’

Bir gün bana, ilkokula giden, aptal görünüşlü iki erkek kardeş gösterdiler. Her şeyden korkan ürken bir halleri vardı ilk bakışta geri zekalı kanaati veriyorlardı. Birinin adı Kely diğerinin Wendy’ydi. Arkadaşları, onları çok basit şeylerle korkutup alay ediyorlardı.

Aileyi incelediğimizde, bütün gerçek ortaya çıktı. Çocukların çok zalim babası vardı. Her fırsatta onları dövüyordu. Kely, bir hatamı yaptı hemen üzerine yürüyordu, ben şimdi senin gözünü açarım aptal çocuk!’ deyip tokatı basıyordu. Wendy de bu tokatlardan sık sık nasibini alıyordu. Adamın attığı tokatlar ekseri kulağa isabet ettiği için, çocuklarda işitme güçlüğü de vardı.

Kalbinde bir damla acıma duygusu olmayan bu adamın elinde, en zeki çocuklar bile aptal olup çıkardı.

Diğer taraftan bunun aşırı bir ucu da tehlikelidir. İşte bir örnek:

Bob adında, çocuklarına çok düşkün bir adam tanımıştım. Karısı da ondan aşağı kalmazdı. Çocukların bir dediğini iki etmezler, ne isterlerse hemen koşturur, yerine getirirler. Onları gözleri gibi korur başlarına bir kaza gelmemesi için gölge gibi peşlerinden ayrılmazlardı. ‘Koşmayın terlersiniz, atlamayın düşersiniz. Sokağa çıkmayın kaybolursunuz!’ çocukların duymaya alışık oldukları sözlerdi. Pikniğe gittikleri veya kırda dolaştıkları zaman çocukların elinden tutar, onları serbest bırakmazlardı.

Çocuklar öylesine tembel, öylesine beceriksiz olmuşlardı ki anne-baba, hangisinin yardıma koşacağını şaşırıyorlardı. Her birine bir hizmetçi gerekiyordu. Gerçi evde iki hizmetçi gerekiyordu ama hizmeti görülecek altı çocuk vardı.

Anne komşularına hep dert yanardı: ‘Sizinkiler ne güzel kendi işlerini kendi yapıyor. Bizimkiler nazlı oldu çıktılar. Ben olmasam dolaptan bir tabak çıkarıp önlerine koymuyorlar. Bir saat geç uyansam açlıktan kıvranıyorlar’.

3-Çocuğa aşağılık duygusu tattırmanın yolları:
* Dürüstlüğün karın doyurmadığını paranın her kapıyı açtığını, fakirliğin utanç veriri bir hayat olduğunu anlatın.
* Babalarının mesleğini beğenmiyorlarsa söylememelerini, gerekirse iyi bir meslek söylemelerini tembih edin.
* Kendilerinde ne olursa olsun, hep başkalarında olanın iyi olduğunu vurgulayın.

4- Çocukları inatçı yapmanın yolları:
* Çocukların her istediğini yerine getirin.
* Onları oyuncak ve hediye yağmuruna tutun.
* Hiçbir arzularını geri çevirmeyin.
* Her işi mutlaka bir ödül karşılığı yaptırın.

5- Çocukları kendinize karşı kinli yapmanın yolları:
* Çocuğunuza karşı daima aksi ve asık suratlı olun.
* Arkadaşlarının yanında kabahatlerini yüzüne vurun.
* Niyetinin ne olduğuna bakmadan en küçük kabahatte cezalandırın.

BİR ÖRNEK OLAY
Ilık bir ilkbahar günüydü. Rose evlerinin ön bahçesinde rengârenk çiçekleri görünce aklına çok güzel bir fikir geldi. ’Annem menekşeleri sever.’ diye geçirdi içinden. Yüreği sevinçle doldu. ‘Bir demet menekşe toplayıp götürsen annem ne kadar sevinir; kızım beni hatırlamış diye yanağıma bir teşekkür öpücüğü kondurur” diye düşündü.

Bu mutlu hayal içinde bir etek dolusu menekşe topladı. Onları küçücük elleriyle bir araya getirip bir demet yaptı. Anneciğini daha da memnun etmek için mutfağa koştu. Rafdan bir bardak aldı. Çiçek demetini içine yerleştirdi. Çeşmeden içine su ilave etti.

Sevinçle zıplayarak mutfaktan çıkarken ayağı kapı eşiğine takılıp sendeledi. Elindeki bardak kayıp yere düştü ve paramparça oldu. Çiçekler etrafa dağıldı. Yan odada olan annesi kırılan bardağın sesini duyup dışarı çıktı. Küçük Rose korkudan ne söyleyeceğini bilemedi.

Anne, yerdeki cam kırıklarını görünce, sinirden kan beynine çıktı; gözleri yerinden fırladı. Geriye dönüp oradan bir sopa aldı. Küçük kızın niyetini ve bardağın neden kırıldığını sormadan dövmeye başladı. Kızcağız neye uğradığını şaşırmış, can acısıyla yalvarıyordu;

‘ Anneciğim yeter, ne olursun vurma!’

Kızgınlığı geçmeyen anne hem bağırıyor hem de vurmaya devam ediyordu;

‘ Benim en sevdiğim bardağı kırarsın ha! Seni sakar seni! Dayağı yede aklın başına gelsin’.

Rose teşekkür ve öpücük beklerken, hem dayak yemiş hem de hakarete uğramıştı. Bu haksızlık karşısında annesine kin besledi. Ona bir daha çiçek getirdiğini gören olmadı.

Çocuğunuzu kendinize düşman etmek istyorsanız: Daima onu arkalayın

Çocuğuna iyi eğitim verdiğini zanneden anne tanımıştım. İki yaşında bir oğlu vardı. Bu çocuk, bir yere çarpıp veya düşüp canı acıdığı zaman kıyametler koparır, ev halkını etrafına toplar, siniri geçinceye kadar tepinirdi. Anne onu sakinleştirmek için ne yapacağını şaşırırdı: ‘ne oldu benim cici oğluma? Ah seni hain masa şimdi görürsün!’ der gibi bir sopa bulur, çocuğun eline verir masayı dövdürür. O yaşta çocuklarda canlı cansız ayrımı olmadığı için, Daniel gerçekten suçun masada olduğunu zanneder; yoruluncaya kadar elindeki sopayı masaya vururdu.

Oyundan döndük den sonra, kirlenen elini yıkatmak bir problem olurdu. Annesi, ona elini yüzünü yıkatmak için bin dereden su getirirdi:

‘Biliyorum; benim cici oğlumun elini yüzünü üstünü başını o pasaklı çocuklar kirletmiştir. Ben onlara gösteririm!’ derdi. Daniel de gerçekten buna arkadaşlarının sebep olduğuna inanır, onlara içinden kin beslerdi.

Daniel büyüdükçe huzursuzlaştı ve çekilmez bir delikanlı oldu. Kızdığı zaman evde masa sandalye bırakmıyor, kırıyordu. Anne-baba da korkudan ses çıkarmıyordu, bir köşede onun sakinleşmesini bekliyorlardı. Çünkü çok kızdığı zaman onları da dövüyordu.

Zavallı anne-baba ellerinde büyüyen, bir dediğini iki edilmeyen, evin tek çocuğunun nasıl olup da kendilerini dövebildiğini bir türlü anlayamadılar.

6- Çocukları yalana alıştırmanın yolları

 Onlara yerine getiremeyeceğiniz sözler verin.

 Başkalarına yalan söyleyerek çocuklarınıza örnek olun.

 Küçük bir suç işledikleri ve bunu dürüstlük söyledikleri zaman

Basın dayağı.
‘Yalanlarını görmezden gelin’

Emma isminde saf görünüşlü bir kadın vardı. Bakkala veya komşuya çıkarken çocuklarına sıkı sıkı tembih ederdi:’ Ben dönünceye kadar evde uslu uslu oturun, sokağa çıkmayın.’ Aslında çocukların bu emre uymayacaklarını oda biliyordu. “Belki daha az yaramazlık yaparlar veya en azından geldiğim zaman onları evde bulurum” diye düşünürdü.

Çocuklar, pek tabii olarak anneleri evden çıkar çıkmaz sokağa fırlar doyasıya oynar, onun döneceğine yakın eve girer, uslu uslu otururlardı. Eve dönen anne, onları sessiz oturur görünce çok sevinir, dışarı çıktıklarını bilmezden gelirdi.’ Aferin benim söz dinleyen çocuklarıma. Ne de uslu uslu oturup annelerini bekliyorlar! der, onlara iltifat ederdi.

Çocuklar ne cevap vereceğini bilemezler, birbirlerinin yüzüne bakarlardı. Yalan söylemeye en yatkın olan büyük çocuk, annesinin beklediği cevabı verir, şöyle derdi: Elbette bizler söz dinleyen uslu çocuklarız anneciğim. Hiç dışarı çıkmadık, yaramazlık yapmadık uslu uslu oturup seni bekledik’.

Hâlbuki kim baksa, koşturmaktan derlemiş pancar gibi kızarmış yüzlerinden eve yeni girdiklerini anlardı. Kirlenmiş üst başları da ayrı bir fiyaskoydu. Nedense anne bu yalanlara kanmış olmayı tercih ediyordu.

Çocuklar zamanla yalanın işe yaradığını fark edince, başka yalanlar söylemeye başladılar: “Hayır anneciğim o bardağı biz kırmadık”. “Mutlaka kedinin işidir. Pastaları da o yemiştir”. Yaşları ilerledikçe yalan söyleme işinde o kadar ustalaştılar ki, annelerini kukla gibi oynatır oldular. anne oynadığı saflık rolüne çoktan pişman olmuş ancak iş işten geçmişti.

7- Tembel ve sorumsuz çocuk yetiştirmenin yolları:
o Onlara görev vermeyin sorumluluk almasınlar.
o Hayatta çalışşarak kazanmanın en zor iş olduğunu anlatın.
o Çalışmadan daha rahat hayatın olduğunu sık sık ifade edin.

8- Asık suratlı ve nankör çocuk yetiştirmenin yolları:
o Devamlı, hayatın kötü yönlerini anlatın çevrenizden örnek verin.
o Her gün hayatınızdan şikayetçi olun.
o Bazılarının doğuştan şanslı olduğunu söyleyin.

9- Dağınık ve intizamsız çocuk yetiştirme:
* Altını ıslatınca değiştirmek için acele etmeyin, öylece dolaşsın.
* Odasının dağınıklığına ses çıkarmayın dağınık bir odada oynasın.
* Elbisesini kirlettiği zaman değiştirmeyin, kirlilerle dolaşsın.

10- Hayattan bıkmış, gayretsiz ve enerjisiz çocuk yetiştirmenin yolları:
* Çocuklarınıza zorla ders çalıştırın.
* Başlarına dikilip ödev yaptırın.
* Zorla kitap okutun.
* Yeteneklerine ve ilgileri olup olmadığına bakmadan onları sizin sevdiğiniz bir mesleğe yönlendirin.

11- Sağlıksız çocuk yetiştirmenin yolları:
* Onların üstüne titreyin. Hastalanmaması için hiçbir yere çıkarmayın.
* En küçük bir rahatsızlıkta ilaca sarılın.
* Temiz havadan, kır gezilerinden uzak tutun.
* Hazır yiyecekler verin, tembel bağırsaklara sahip olsunlar.

12- Obur çocuk yetiştirmenin yolları:
* Yemek aralarında canları ne isterse verin yesinler.
* Sık sık harçlık verin bakkala gönderin.
* Canları sıkıldıkça yemek yemelerini söyleyin.
* Çantalarına abur cubur koyun.
* Hazır yiyeceklerden onları tombul çocuk haline getirin herkes sizi alkışlasın.

‘Bol harçlık verin’

Semtimizde Chanie adında, çocukluğu fakirlik içinde geçmiş bir adam vardı. Bir pideciye çırak olarak girmiş, işi öğrenmiş, sonunda ustalığa kadar yükselmişti. Evlenirken, kendi kendine ‘çocuklarıma hiç yokluk çektirmeyeceğim!’ diye söz vermişti.

Chanie, gerçekten sözünü unutmadı. Her akşam eve gelirken bakkala uğrar; çikolata, bisküvi, şeker, çerez, sakız türü ne varsa alır, çocuklarına getirirdi. Bunlar yetmiyormuş gibi çocukları bol harçlığa da alıştırmıştı. Onlar da paralarını canlarının dilediği gibi harcar, yetmediği zaman arkadaşlarından borç alırlardı.

Öyle bir zaman geldi ki; aldıkları harçlık borçlarını ödemeye yetmedi. Baba, ancak cebinden para eksilmeye başladığı zaman acı gerçekleri anlamaya başladı. Çocuklar hırsızlığa başlamıştı. Adam bir türlü buna anlam veremiyordu; “ben hiçbir şeylerini eksik etmediğim halde, neden hırsızlık yaparlar” diyordu.

Çocuk eğitiminden hiç anlamayan bu iyi niyetli adam nerede hata yaptığını bilmediği için, nasıl tamir edeceğini de bilmiyordu.

Çocuğun sosyal dünyası

Bir anne, çocukları babalarından soğutmak istiyorsa, onları babaları ile korkutsun.

‘baba ile korkutun’

Betty, babası tarafından uyarıldığı veya azarlandığı zaman annesi hemen atılır, onu savunurdu. “Sen ne hain babasın! Küçücük çocuğu azarlamaya utanmıyor musun? Demek benim yerinde olsan, akşama kadar kızcağızımıza neler yapacaksın” derdi. Anne betty’ye arka çıktıkça, o da şımarır; akla gelmedik yaramazlıklar yapardı.

Bazen baba çok kızdığı ve ceza vermek istediğini zaman annesi hemen betty’yi yanına çağırır, ona harçlık verir: “Haydi bakkala git kendine bir şeyler al” diyerek evden uzaklaştırırdı.

Betty, annesinin koruması altında büyüdü gelinlik kız oldu. Her genç kız gibi, oda evlenip baba evinden ayrıldı. Ancak gidişinin haftasında kocası ile anlaşamadı ve annesinin yanına geldi. Kocasının babası gibi geçimsiz biri olduğunu, ona işkence yaptığını bire bin katarak anlattı.

Betty iki sene içinde üç kez evlendi. Üçüncü kocası onu kendi eliyle getirip annesine teslim etti “Sizi tebrik ederim efendim, tam bir baş belası yetiştirmişsiniz” dedi.

2.Çocukların size olan güvenini kırmanın yolları:
* Onlara yerine getirmeyeceğiniz boş vaatlerde bulunun
* Gösterdikleri başarıları küçümseyin
* Onunla dalga geçin
* Onların gözü önünde birbirinizi eleştirin ve işi kavgaya kadar götürün.
* Birbirinize hakaret etmekten çekinmeyin
* Yerine getirip getirmeyeceklerini düşünmeden çocuklarınıza bol bol emirler yağdırın
* Bir suç işledikleri zaman” şimdilik affediyorum” diyerek cezayı sürekli erteleyin
* Sözünüzü dinlemedikleri zaman kuru bir tehtit savurun

‘Emirler yağdırın’

Çocuklarını iyi terbiye ettiklerini zanneden bir anne baba tanımıştım çocuklar daha kahvaltılarını bitirmeden anne emirler yağdırmaya başlardı:

Babie yatağını toplamayı pijamalarını yerine asmayı unutma! Alice sen de odanı toparla her gün oyuncaklarını toplamaktan bıktım. Bak yine yüzünüzü yıkamadan sofraya oturmuşsunuz

Bu istekler ilk bakışta her çocuğun yerine getirmesi gereken işlerdir. Ancak, ne anne ne de baba bir gün olsun bunların yapılıp yapılmadığını kontrol etmezler. Çocuklar bozuk bir plak gibi her gün aynı şeyleri dinler hiçbir gün yapmazlar.

Baba kuru tehtidler ile meşhurdur; Alice bir daha kitaplarını dağınık görürsem; hepsini çöpe atarım bilmiş ol”. “Babie, sen de oyuncaklarını sobada yanar görürsen şaşma. Bu dağınıklığa bir son verin artık

Çocuklar yağdırılan emirlerin ve savrulan tehditlerin boşa çıktığını çoktan öğrenmişlerdi onun içindir ki bir gün olsun odalarını topladıklarını eşyalarını yerli yerine koyduklarını gören olmadı.

3 Çocukların size hakaret etmelerini sağlamanın yolları:
* Çocukların kendilerini savunmalarına izin vermeyin
* En küçük kabahatlerini cezalandırın her davranışını eleştirin
* Konuşmak istedikleri zaman azarlayarak susturun
* Başkalarının yanında suçlarını bir bir sayarak onları mahcup edin.

4 Kardeşlerine karşı kıskanç yapmanın yolları:
* Çocuklardan birini cezalandırırken diğerini ödüllendirin.
* Birbirlerine hakaret ettikleri zaman ses çıkarmayın
* Birini daha çok sevdiğini kasıtlı olarak belli edin.
* Başarılarını kıyaslayın.
* Kavga ettikleri zaman suçun kimde olduğunu araştırmadan hepsine birden sıra dayağı çekin.

5 Çocukları insanlardan soğutmanın yolları:
* Onlara daima kötü örneklerden bahsedin.
* Herkesin menfaat için birbirine aldattığını dünyada güvenecek insan kalmadığını sık sık ifade edin.
* İnsanları acımasızca eleştirin.

6 Başkalarını kıskanmasını sağlayan yollar:
* Çocukların yanında ekonomik ve sosyal durumu sizden iyi olanları konuşun.
* Devlet memurlarının rüşvetsiz iş yapamayacaklarını tekrar edip durun.
* Okul yönetimi ve öğretmenleri her zaman suçlayın ve eleştirin.

7 Okuldan ve okumaktan soğutmanın yolları:
o Çocuğunuza küçük yaşlarda okuma yazma öğretin.
o Önce ders sonra oyun kurallarını hiç ihmal etmeden uygulayın.
o Ders çalışmadığı zaman oyun oynamasına izin vermeyin.
o Ona yaşının üstünde bilgi yükleyin.

8 Korkulu rüya görmelerini sağlamanın yolları:
o Onlara hortlak ve cadı masalları anlatın.
o Sihirbazlardan büyücü ve hortlaklardan bahsedin.
o Uyumak istemediği zaman çingenenin kapıyı tıkladığını söyleyin sesler çıkarın.

9 Dedikoducu çocuk yetiştirmenin yolları:
o Çocukların yanında daima başkalarını eleştirin.
o Arkadaşlarını çekiştirdikleri zaman onlara destek verin.

10 Gösterişe meraklı yapmanın yolları:
o Dış görünüşün iç görünüşten daha önemli olduğunu vurgulayın.
o Ekonomik durumu iyi olmayan insanlarla samimi olmamalarını tembih edin.
o Arkadaş seçerken zengin çocuklardan seçmelerini öğütleyin.
o Her fırsatta giyimin en önemli gösterge olduğunu anlatın. Bütçenizi sarssa da pahalı giysiler almaktan kaçınmayın.

11 Cimri çocuk yetiştirmenin yolları:
o Hayatta en değerli şeyin mal ve para olduğunu söyleyin
o Zengin arkadaşlarınıza diğerlerinden daha çok değer verdiğinizi vurgulayın
o Kimseye bu zamanda parasal yardım yapılmaması gerektiğini söyleyin
o İhtiyacı olanlara yüz vermeyin ve bunu çocuğunuza da alıştırın

12 Küfürbaz çocuk yetiştirmenin yolları
o Kızdığınız insanlara küfredin
o Çocukların yanında açık saçık fıkralar anlatın
o Evinize cinsel ağırlıklı gazete ya da dergi eklerini alın
o Ahlaklı akrabalarınızı çekiştirin onlarla alay edin
o Bir yanlışları olduğu zaman herkesin önünde onları azarlayın

SONUÇ:
Kişilik gelişiminde birinci derecede etkili olan ailedir; çevre ondan sonra gelir. Eğer aileden aldıkları örnek davranışlar çevreden ve arkadaştan aldıkları davranışlarla benzeşiyorsa; çocuğun kişilik yapısında daha kalıcı bir etki bırakır.

Kötü huylu bir çocuk ya annenin ya babanın ya da her ikisini ortak eseridir. Çoğu anne babalar çocuklarında gördükleri yanlış bir davranışın sebeplerini dışarıda ararlar. Çocuğunuza yanlış bir davranış gördüğünüz zaman onu ikaz etmeden önce kendinizde bu davranışın az da olsa bulunup bulunmadığını araştırın, eğer bu davranış sizde varsa ikazlarınız ve nasihatleriniz boşa gidecektir.

Çocuk eğitiminde iki temel ilkesi ebeveynin akılda tutması sorunsuz çocukların yetişmesini sağlayacaktır. Yeterli zaman ve ilişkilerde denge.

Anne ve babalar çocuklarıyla beraber olmak için yeterli zaman ayırmazlarsa onlar üzerinde fazla etkili olamazlar. Sadece yemek ve ders zamanlarında beraber olmak yeterli değildir. Eğer çocuk okul dışı zamanlarının çoğunu sokakta arkadaş çevresinde kreşte veya bakıcı yanında geçiyor ise; pek tabii olarak onlardan gördüğü davranışları taklit edecektir.
Aile fertlerinin birbirlerine yeterli zaman ayırması pek çok sorunu da ortadan kaldıracaktır.
Eğitim prensiplerinde anlaşamayan birbirini hoşgörü ile yaklaştığı davranışa diğerinin ceza aile karşılık verdiği anne babaların çocukları da iyi bir kişilik kazanamazlar.
Çoğu anne babalar neşeli ve keyifli iken fazlasıyla hoşgörülüdür. Çocukların yaramazlıklarına ve yanlış davranışlarına güler geçerler. Ancak işleri yolunda gitmediği ve canlarının sıkıldığı zaman yanlarına yaklaşılmaz. Çocukların ilgi çekmek için yaptıkları küçük yaramazlıkları dayakla cezalandırıp onlara bağırıp çağırırlar

İlişkilerde dengesiz davranan ailenin çocukları da hayatta dengeli davranamazlar. İşte böyle ailelerdir ki bana bu yazıyı yazma sorumluluğu hissettirmişlerdir.

Kaynak: Yengeç Kitap

Telefonlarımız: 05057675885 – 05333738123 – 02163476003

Hizmetlerimizden Bazıları…

Posted by: pedegog on: 11 May 2009

Hizmetlerimizden Bazıları…

-BOŞANMA VE AİLE DANIŞMANLIĞI

-BİLİŞSEL

-DAVRANIŞCI TERAPİ

-MMPI KİŞİLİK DEĞERLENDİRME TESTİ )

-DENVER II 0-6 YAŞ GELİŞİM TESTİ

- YENİ BİR BEN OLMAK İÇİN YAŞAM KOÇLUĞU

- KARAR ALMA SÜREÇLERİNDE DANIŞMANLIK

-DEPRESYON TESTİ -KAYGI TESTİ

- AGTE -OKUL BAŞARISINI ARRTIRMA TESTLERİ VE ÇALIŞMALARI -UYUM

-EŞLER ARASI İLETİŞİM DANIŞMANLIĞI

-ERGENLİK DÖNEMİ DANIŞMANLIĞI

-ÇOCUK PSİKOLOJİSİ

-ÇOCUKLARI YETİŞTİRME YOLLARI

-ÇOCUK GELİŞİMİ TAKİBİ

-ÇOCUK ZEKA-GELİŞİM TESTLERİ

-YAŞAM KOÇLUĞU

– ERGENLERDE SINAV DANIŞMANLIĞI

-SALDIRGAN ÇOCUK ,KURALSIZ ÇOCUK

- DERS ÇALIŞMAYAN ÇOCUK

-MESLEK VE ALAN SEÇİMİ DANIŞMANLIĞI (LİSE)

-KARDEŞ KISKANÇLIĞI

-ASİ ÇOCUK – DERS ÇALIŞMA PROGRAMLARI

-ÖSS  SBS SINAVLARINA HAZIRLIK TEKNİKLERİ

-SINAV KAYGILARINI AZALTMA YÖNTEMLERİ…

ÇOCUKLARI SORUMSUZ YETİŞTİRME YOLLARI

Posted by: pedegog on: 06 May 2009

ÇOCUKLARI SORUMSUZ YETİŞTİRME YOLLARI
Bir zamanlar “çocukları kötü eğitmenin yolları” adlı bir kitap okumuştum. Ayrıca Tembellik anayasasını duyanlarınız vardır. Farklı yaklaşım teknikleri eğitimde çok etkili oluyor.

Anne-babalar, çocukları için en çok “ben söylemezsem ödevlerini yapmıyor, ders çalışmıyor”, “odanı topla, kitaplığını düzenli tut diyorum, kendim dinliyorum.” şeklinde şikâyetlerde bulunur.

İstenilen, beklenen davranışları göstermeyen çocuk “sorumsuz çocuk” olarak nitelendiriliyor. Çocuklarımızı hemen “sorumsuz” şeklinde damgalıyoruz. Aslında sorumluluk sahibi çocuk yetiştirmek hiç de o kadar zor değildir.

Anne-babanın kendi sorumluluklarını yerine getirdiği, herkesin görev ve sorumluluklarının belirgin olduğu ailelerde yetişen çocuklar sorumluluk sahibi olur. Ancak çocuğun yerine onun rahatlıkla yapacağı işleri anne-baba kendi işi gibi düşünür ve yaparsa, bu ailede muhtemelen çocuk sorumluluk sahibi olmaz.

Sorumluluk sahibi çocuk nasıl yetiştirilir?

Kendi kararlarını kendisi alabilen, bu kararları uygulamak için uğraşan.
Düşüncelerini özgürce dile getiren. Bağımsız davranabilen. ‘Annem, babam veya öğretmenim kızacak’ diye misafirlikte uslu duran, sınıfta uslu duran çocuk, sorumluluk sahibi çocuk değildir, sadece kurallara uyan çocuktur.
Başkalarının haklarını gözeten.

Yaptığı veya başladığı işi sonuna kadar götüren. Misafir geldiği için veya başka geçerli nedenden dolayı derslerini bitiremeyen, bu yüzden sabah kalkıp çalışmasını tamamlayan çocuk, sorumluluk sahibidir.

Ortaya çıkan sonuçlara katlanan, zayıf aldığı için kendi yerine anne-babasını öğretmene gönderen, suçu hep başkalarına atan, “emeksiz yemek” isteyen çocuk sorumluluk sahibi değildir.

Başkalarının söylediği her şeye “evet” diyen ve sorgulamadan, düşünmeden yerine getiren çocuk sorumlu değil “robot çocuktur”.
Sorumluluk sahibi çocuk dersi varsa mümkünse misafirliğe gitmez, mutlaka gitmesi gerekiyorsa kitap-defterini ve ödevlerini beraberinde götürür ve orada yapar.

Çocuklar neden sorumsuz oluyor?

Çocuklarımızı şefkatimizle zehirliyoruz! Özellikle annelerin kendilerine verilmiş olan şefkat duygusunu iyi yönde kullanıp çocuğa birçok şey kazandıracak iken farkında olmadan yanlış yönde kullanması “şefkat zehirlenmesi”ne yol açıyor. Anne, odasını toplamayan, dersini yapmayan çocuğa hizmetkâr olur, onun yerine bu işleri kendi yaparsa kendine verilen şefkat duygusunu kötüye kullanmış olur.

‘Hayır’ demesine izin verilmeyen çocuklar sorumsuz oluyor!
Daha acıkmadan doyurmak, üşümediğini söylediği halde ısrarla giydirme, çocuk söylemeden tüm ihtiyaçlarını karşılamak sorumlu davranışların azalmasına sebep oluyor. İstek ve iradesi göz ardı edilen, karar vermesine izin verilmeyen, her zaman onun yerine karar verilen çocuklarda sorumluluk davranışı gelişmiyor.

Aşırı koruyucu davranan ailelerin çocuklarında, sorumlu davranış azalıyor.
Duygularını rahatça ifade etmesine izin verilmeyen “teyzesi, amcası, abisi o söyleyemez, isteyemez ” şeklinde, annenin çocuğun yerine yaptığı konuşmalar çocukta kendini ifade etme, ortaya koyma isteğini geri çekiyor, sorumluluğu azaltıyor.

Ailenin aşırı iyi tutumu çocuğu daha da sorumsuzlaştırıyor.
Çocuğum üzülmesin, kırılmasın diye üzerine titrenen, hatalarının üstünü her fırsatta örtülmeye çalışılan, meyvesini, sütünü kendi alabilecekken ayağına kadar getirilen çocuklarda girişimcilik duygusu azalıyor. İşe başlama, iş bitirici olma özellikleri yavaş yavaş kayboluyor.

İsterseniz çocuklarınızı daha da sorumsuz yapmak isterseniz bir kaç ipucu veriyorum sizlere:

Onun adına yalan söyleyemeye, yanlış davranışlarına mazeret üretmeye. yaptığı hataların bedelini siz ödemeye, kabul edilmez davranışlarını hoşgörmeye, “Bu sefer çok ciddiyim” sözünü sık sık kullanmaya devam edebilirsiniz. Eğer bunlar sizin için geçerli değilse söz meclisten dışarı….

Eğer çocuğunuz sorumluluk sahibi ise işte size

Sorumluluk duygusunu köreltebileceğiniz altın sözler…
“Amcana teşekkür et.”
“Aslında kıskanmıyorsun.”
“Yemek yemeyeceğim.”
“Çok dik kafalısın.”
“Küçücük çocuktan su istenir mi?”
“Benim çocuğum zayıf not almaz.”
“Onun için doğru olanı yapıyoruz.”

Çocuğumun sorumluluk duygusunu nasıl arttırabilirim?

Çocuğa neyi, nasıl, ne zaman yapacağını anlatın.
Çocuğa sorumluluk verirken yaşına ve fiziki durumuna dikkat edin.
Anne baba olarak verdiğiniz sözlerin arkasında durarak örnek olun.
Aşırı koruyucu davranmayın.
Çocuğun hata yapabileceğini, hataların ona tecrübe kazandıracağını kabul edin.
Yerine getirdiği işlerle ilgili onaylayın.
Çocuklar bazen kuralları denemek ister. Onların bu deneyimlerinin sonuçlarına katlanmasına izin verin.
Sorunlarını onun adına çözmeyin.
Bazı tercihleri ve seçimleri kendisinin yapmasına izin verin.
Görev dağılımı yaparken adaletli olun.

WWW.EKREMCULFA.COM

Uzun Yaz tatilinde çocuklarımızla neler yapabiliriz?

Okul ve sınav döneminin ardından tatile giren çocuk ve gençlerin üç aylık zaman dilimini verimli ve faydalı faaliyetlerle geçirmesi için sorumluluk yine ailelere düşüyor.

Anne babalara, çocuklarıyla birlikte tatilde neler yapabileceklerinin bir listesini çıkarmalarını öneriyorum. Aksi halde, başıboş ve ilgiden uzak bir tatil yaşayan çocuklar, kendisine uygun olmayan arkadaşlar edinip, sigara, alkol, hatta uyuşturucu tuzağına sürüklenebiliyor. Tatilin dinlenme imkanı verdiği kadar riskler de taşıdığına dikkat çekmek istiyorum. Özellikle yanlış arkadaşlıkların birçok olumsuzluğu da beraberinde getiriyor.

Özellikle ortaöğretim çağındaki çocuklar, ergenlik döneminin de etkisiyle heyecan arayışı içine girebilir. Olumsuz arkadaş modellemeleri ile sigara, alkol ve uyuşturucu madde deneyebilirler.

Çocuklara boş zamanını kaliteli değerlendirmeyi öğretmek gerekiyor. Günlük aktiviteleri bir gün önceden beraberce planlamak, hedef koymayı ve hedefe yönelik davranmayı öğretir. Aileler müdahalede aşırıya gitmeden çocukların aktivite planı yapmasına yardımcı olmalı. Plan yaparken dinlenme ve eğlenmeye fırsat tanımak da önemli. Çocukların seçtikleri arkadaşların, bulundukları ortamların denetlenmesi gerekiyor bununla birlikte fazla ilgi kadar ilgisizliğin de zararlı olduğunu belirtmekte yarar var.

Tatilin sürekli rahatlık anlamına gelmediğini ifade edersek, bu vaktin gelecek yıla dönük hazırlıklar için de fırsat olduğunu hep hatırlamakta yarar var. Tatil, okul başarısı düşük çocuklar için, bu durumun sebeplerinin araştırılması ve çözüm üretilmesi anlamında faydalı bir süreç de olmalı. Çocukların disiplini okul sürecinde daha kolayken, tatil dönemi kuralsızlık oluşabilir. Tatilde bilgisayar, internet bağımlılığı, alkol-madde kullanımı şikayetleri sıklaşmaktadır.

Verimli bir tatil için öneriler:

  • Birlikte teknik geziler yapın.
  • Birlikte resim, ebru gibi sanat faaliyetlerini öğrenmek için kursa katılın
  • Keman ve ney gibi enstrüman veya futbol, basketbol, yüzme, satranç gibi spor kurslarına gönderin.
  • Günlük tutması için teşvik edin.
  • Ödüllü kitap okuma programı yapın.
  • Yaşadığınız şehirde ya da ilçelerdeki tarihî mekanları, müzeleri gezin.
  • Ailece pikniğe gidin.
  • Birlikte yemek yapın ve çocuğunuza yemek yapmayı öğretin.
  • Zayıf derslerini destekleme ve tekrar için sıkıcı olmayan bir çalışma programı uygulayın.

Sonuç olarak daha fazla bilgi, uygulama ve doğru çözüm için mutlaka bir pedagog veya psikologtan destek alınız.

Çocuklarla Yolculuk…

Okul öncesi dönem bebeklikten de okul çağından da zor bir dönem: Kıpır kıpırdırlar, laf anlamazlar, çabuk sıkılırlar, sürekli birşeyler isterler. Bu dönemde unutulmaması gereken en önemli şey hiç olmazsa 2-3 saatte bir mola vererek onları dışarı çıkarıp hava almalarını, hareket etmelerini sağlamaktır. Bazı araba çocuk koltukları çok rahat dizayn edilmesine rağmen onlar biraz da hava alıp koşturmak isterler. Sık sık mola vermek en iyisi. Yol boyunca onları meşgul edecek ve bir şeyler öğretecek etkinlikler yapabilir, oyunlar oynayabilirsiniz.

ÖRNEK OYUNLAR

1- BİLETÇİ MATEMATİK OYUNU
Gideceğiniz mesafeyi önceden hesaplayın ve ona gerekli sayıda bilet verin. Örneğin, İstanbul’dan Bozcaada’ya yolculuk yaklaşık 410km. Her 50 km.de veya yarım saatte ondan bir bilet isteyin. Biletlerin üzerine kocaman bilet numaraları yazın: 1-2-3-4-5…Böylece sayıları da öğrenecektir. Bilet verdikçe yolun azaldığını görecek, hedefe ne kadar kaldığını tahmin edecektir.

2- BEN KİMİM OYUNU
Bir hayvan sesi çıkarın ve çocuğunuz bunun hangi hayvana ait olduğunu tahmin etsin. Bir süre sonra rolleri değişin. “Ali Baba’nın bir çiftliği var” şarkısını söyleyin. Zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. En sevilen oyunlardandır.

3- ŞARKI SÖYLEYELİM
Yukarıdaki oyunlardan, hazır motive olmuşken hemen bu oyuna geçerek çocuğunuzun bildiği şarkıları söyleyebilirsiniz. Ardından da yeni şarkılar öğretebilirsiniz. Şoföre Allah kolaylık versin…:-)

4- HAVADA BULUT GEL SENDE BUNU UNUT OYUNU
Bulutlu günlerde yolculuk yaparken, değişik biçimli bulutlar seçerek bunların neye benzediklerine dair fikir yürütün. İllaki biri koyuna, kediye veya ata benzer nedense…

5- HAYVAN BULMACA

Bir hayvan tutun. Hayvanın özelliklerini birer birer sayın. Kaçıncı kerede bulduğunu not edin. En çabuk bulduğu hayvanla ilgili bir öykü anlatın. Biliyorsa o anlatsın.

6- KOMİK SESLER OYUNU

Yolda sık görebileceğiniz şeyler için birer ses seçin: Yeşil araba için; bipbipbip, kamyon için; datdatdat, çam ağacı için; çipçipçip, tavuk için gıtgıtgıt gibi. Yaşa göre oyunu zorlaştırıp kolaylaştırmak elinizde. Önce görüp komik sesi çıkaran kazanır.

7- RENGARENK OYUN

Bir renk seçin. Bu rengin ona çağrıştırdığı, yaşına göre 2 -5 -10 obje söylesin.

8- YEMEK FASLI

Yemeği de yolculuklarda oyuna dönüştürün. Koltuğuna bir yemek masası monte edin. Üzerinde hem yemek yesin hem de oyun oynasın.

9- YAP-BOZ

Yap-bozlar, puzzlelar çocuklar’ın en sevdiği yolculuk oyunlarındandır. Siz de deneyin.

Sonuç olarak daha fazla bilgi, uygulama ve doğru çözüm için mutlaka bir pedagog veya psikologtan destek alınız.

www.ekremculfa.com